ZAN
zamandan önce doğdum. bir avuç sesti ömrüm
gölgemin izi kaldı karanlığın ağzında
aynada haritasız unutmuşum denizi
annemin göğsünde eskiyen aşktım
ben günah işledikçe incelmişti arz
döndüm! kabileydiniz çok yüzlü bir çarmıhta
beni de terkederken bir Tanrıyla aldanın
hiçbir sesi sevmedi ağzımdaki uçurum
serçelerin duasıyla büyümüştüm bir gece
avlunuzun kızıydım. çok denedim ölmeyi
her sokak sevişimde kanardı bileklerim
rüzgârsa içimdeki en eski büyücüydü
onarırdı çöllerde kırılan asasını
gölgeme bağdaş kuran ay perisiyle
masallar ki o eksik gölgemden kalmışlardı
yüzümün yittiğini söylediğinde babam
bendim gökyüzünün son götürdüğü uçurtma
adanmış bir kuyuydum odaların yasına
ırmaklar hiç dönmedi. oysa döndüm
kabileydiniz
zaman şimdi zan altında
YALNIZLIĞIN GÖÇ MEVSİMİ
Karın üşüdüğü saatlerde
Bir su damlasıydım ırmağından ayrılan
Yaşamın ellerini görmezdi gece
Kırılan bir dalın ağrıyan yerlerine
Tomurcuklar sunardı -her nedense-
Kırık bir camın tuza bandığı
ve unuttuğu gök mevsiminde
acısıydım aykırı günlüklerin, gündelikçi
düşlerin sararmış dişlerinde
Ağzının sonsuz gül kokan ölü boşluğunda
Ateşlerle dağlanmış, sözler ile kargışlı
sesim. Bir bıçak düşerdi yarasına imgenin
Yaban dağ çiçeğinin saksıda bekleyişi
Tapınağını yıkan güvercin
Tutkusuz gezerdi acı koyaklarında
Sessizce gizemine girmenin
tarihsel yanılgısı
Bir günah ormanında bağışlanırdım
İpin koptuğu ve ipeğin yırtıldığı
ölümün bal çanağında gizlendiği aşka
dokunuş. Sırlarıyla birlikte gömerdim
Umut, kefaletle hür bırakılan
çimenin yağmurla işlediği suç
Tenimde gölgesi gezerdi anlamının
Hoyrat bir çığlıktı yankıyarak kanayan
Karanfile dönerdi her aldanış.
Yalnızlığın göç mevsiminde uzlaşırdı beden acısı
Zaman: ketum ağzında nice sözcük saklayan
Denizin tanıdığı, göğün en yabancısı
En tutkulu yerinde haykırımın
Susardı güz mavisi orkide
Bütün doğruların yanlışıydım
Bir aynanın kendini kestiği yere
Ölü kedilerini bırakırdı çocuklar
Kırık bir camın tuza bandığı