BİR SEVDAYA DESTANDIR
Sen sonunu biliyordun.
Bense başından okuyayım
şiir tadında bir gidişi,
kaybolurken ağıt ninnileyen sesinin kirişinde.
Bak.
Elimi göğsüme basıyorum.
Dizinin dibine oturmuş sayarak acımı,
dizelerde
sözcüklerde,
damla / damla kanıyorum.
Tarihi bilinmez bir zamanın kıyısında
birikti kan göletleri
Akşamlar kavuşuyordu gecelere.
Güneş batışlarını
ay ışığına teslim edip,
heyecanla bindik
kuş kanadına.
İndik mavilerden,
koynumuzda yıldızlar.
Bir zeytin dalına sığındık.
Ekmeğimiz yoktu
tütünümüz de.
Sıcak sohbetleri açlığımıza doyurduk,
yağmur sularından
sağnak / sağnak
sağıldı saçlarımız.
Yanık türkülerin söylendiği
topraklardan salınan,
buğday başakları gibi
tok ve gür bir sesle çoğaldı gülüşlerimiz.
Yanı başımızda duran
küskün suratlar şakladı
oysa,
meskenimiz dardı,
dumandı yerimiz.
Sevdamız ise
kuşatılmış köz yürekte
umutlarca tığ,
düşmanlarca toy bir amandı.
Aman dedik
aman tuttu ellerimiz
Çingene eteklerinden eleyip zamanı,
puşt bıçaklarında bilendi hıncımız.
Göçmen kuşlara fal açtık
gecelerden.
Sen mavi boncuklarını
benim gözlerime takıp,
nazar değmesin diyerek
isyan öpüşlerine yürüdün.
Yürüdük,
heybemizde taş
sırtımızda sızı.
Sürülmüş sınır boylarımızda yola koyulduk
çıplak ayaklarımızı.
İsyan hangi kuytu köşemizde saklanır,
güneşse hangi şafakta bizi karşılar bilinmez.