BİR TANRININ ATARDAMARI
şimdi pervaza yapışmış ölü sineklerden konuşuyoruz
hiçbir şey kalmadı elimizde sözcüklerden başka hiçbir
şey avutmuyor bizi ve biz oturmuşuz daire şeklinde
artık pervaza yapışmış ölü sineklerden konuşuyoruz
lacivert bir kıyımın yazılmamış önsözü
gibi ayaklandık ve yine oturduk tekrardan yani
en eski halimizde. sonra çocuklar geldi
konuşmaya aç ve artık kimsenin hatırlayamadığı çocuklar
sonra biz kıyısında kaldık yaşanmamış bir yaz bitiğinin
hep başa sararak izlediğimiz bir çizgi
film. gençlikten anımsanan uykusuzluk günleri
yorgun ve neşeliydik bir zamanlar
şimdi kuma gömdük silahlarımızı
en kalın yerlerinden kestik geçtiğimiz köprülerin halatlarını
artık konuşabiliriz pervaz yapışmış ölü sineklerin ağırlığını
kentin bütün sokaklarında yankılanan bir ses
geçmiş geçmişte kaldı diyorlar
büyük bir koro olmuş grafikerler haber muhabirleri
ve mimarlar! ılık bir nefes
sonra yorgun bedenlerin ilacı derin uykular
uykulardan sonra ofislere ve plazalara koğuşlanıyoruz
hiçbir şey avutmuyor bizi soğuk savaş masallarından
başka ve sözcükler de anlamını yitirdi bir süredir
yine de pervaza yapışmış ölü sineklerden konuşuyoruz