YAŞIYOR GİBİ ÇIRPINIYORUM İŞTE
Sesimi sordum insana...
Belli ki o da unutmuş,
bir sesim olabileceğini...
Halen şaşkın,
bakıp duruyor aynama...
Hayatımı sordum hayata...
Öğrendiklerimin ağırlığı,
o çığlığı;
önümde yürüyen gölgeyi,
o acıtan cümleyi...
Koklamadı bile,
Burun kıvıran bir at gibi,
bakıp solgun yüzüme,
yürüdü gitti....
Ne kaldı geriye?...
Üstünü kirletmeyen bir çocuk gibi,
bekliyorum insanı işte...
Savaşsız, sınıfsız, dinsiz, ırksız,
bir iyimserliğin avucuna koyup
çelimsiz bedenimi;
yaşıyor gibi çırpınıyorum işte...
ISSIZ BİR KİLİSEDE SON AYİN
-Midyat
sürgünü Süryaniler için-
Son söz mü akıp giden ellerimden?
Çekilip giden; sesimden yüzümden?
Acı şarap mı, içime saplanır gibi,
yudumladığım hayat kırıkları?
Kesindir suskunluklsrın yenilgisi.
Kötü zaman; kör kuyu,
kovada çırpınan su gibi,
çekip çıkarıyor sürgünü.
Harfler; Simsiyah gölgeler... uzayıp gidiyor,
Midyat'ın taşlı sokaklarına doğru.
Ben uyduruk kaptan... yönsüz karayel.
Keşke bulsamda kör olsam beyazdan.
Kime dökülsem... ah zeytin çocuk!
Unutulmaz fırtınalara binip,
kaçtığın uzaklar... içim yanar.
Boynuma düşer gözlerim... utanırım...
Utanırım çan seslerinden.