UZAKTA KAN RENGİ
(1)
Bir ses. kırılan yerinde dilin.
Diyor ki git, anlam uzaktadır.
(2)
Aktıkça durulur zaman, anlam budur,
kendinden ibarettir. - Ben hep böyle arındım.
Yaprağa yalnızca yaprak dedim.
sarıysa, sarı yaprak dedim. - İyidir
yalın söz.
İyiydi. - Turnaları yazdım.
Ve göğü.
Avlandıkça.
(3)
Ben ki anlamın
mavi olduğunu öğrendim
kan rengi olduğunu
öğrendikçe.
Anladım. Merakla sustum.
Belki susmak
mavidir diye.
Eklerim: Belki susmak
kan rengidir.
(4)
Battal gök! Sağır deniz! Ben ki sizinle
uzun boylu seviştim, iliklerim çoğaldı,
nice yoruldum.
Ufka bakan merakımla kocadım.
Kocamak yetinmektir,
yetinmek sevindirir.
(5)
Umursamaz gök, sana kim kanabilir?
Hatta ben... Hatta hüma kuşu...
Hatta çapraz
kuşanmış avcının
cayırdayan fişeği...
Eh, döneriz birlikte
-pınar başına.
(Madem ki çulluklar da
menzil dışı,
açarız açtıkça
kanayan yaramızı.)
Ey anlam, ey seni vurmak için.
Umursamayan gök.
umursamayan şiir.
(6)
Sen, yoran kaya!
Yoran yüzü boşluğun.
Yalnızsın. Celladın da yalnızdır.
(Hünerli, zarif akrebin.
Kutsar elbet kendini, kendi
zehriyle ve zehriyle.)
Sürer ömrü yılanlı taşın.
Eskir güneş, rüzgâr eskir.
Dalgayı va zamanı oyan direnç
anlamı sanrı kılar.
Kıldıkça,
tuhaftır
yakuttur söz.
(TUHAF SÖZ)
Hava kışlayınca
hırkasını gömleğine ekledi.
Dönüp usanmayan
rüzgâara söyledi:
'Bundan ibarettir üşümek.
Ve kuşanmak
bundan ibaret.'
(YAKUT SÖZ)
Devasa bir deniz
kabuğundan dinliyorum:
Ey kulağıma derin
sesler döken dünya!
Sustukça içim
rabarba.
YORGUN GELDİM
Ben seninle
uykular, uykular,
uykular uyudum.
Sana erken sabahta
taze değdim.
Meğerki göğsüne
göğsümle değdim.
Ettim şikâyet.