FAL
Eşiğine dayanıp seyirdiğim
cansız doğa: Bir çingene geldi
gece, ellerimi açtı ve uzun,
dingin bir yağmur düştü yüzüne:
"Her şey geçer, sen geçmezsin."
Güldüm, katıldım: Bilmem mi
kuytudan beslenen yorgun tekliğimi:
Ben amansız çatlak, sudan ve çıradan
çıkma yangın lehçesi: Her şey geçer
ben kalırım.
TAŞRADA ÖLÜM DİRİM HAZIRLIKLARINDAN
III
Bir trende doğurmuş annem beni:
İki şehir arası doğan sancı nasıl geçmişse
gövdeme, hâlâ körpe bir tutkuyla koruyor
kaygan yerini. O doyumsuz düzeniyle hayat
önüme maskeli birkaç anıda çıktı hep,
tıpkı doğru kelimeler için öğrendiğim
yanlış anlamlar, yanlış anlamlar
adına beni herkesten uzaklaştıran
yanlış anlamalar için taşıdığım
acımasız gecelerde olduğu gibi
sarsılan ben oldum, daralan ötekiler.
İçimde yetişkin bir özlemle bekleyen
yolcudan bekledim kalkıp gitmesini,
gemlenmez bir taşkı, uzatmalı
bir karanlık tadı aradım istasyona
yılan gibi giden dar sokaklarda:
Annem trende doğurmuştu beni,
onu bekledim.
V
İbrahim'le İsmail arası
araladığım kurban perdesi:
Çıkar, arar, yitirirdim her gün
her gün taşıdığım ağrıyı,
oğlum sana söylediğim ninniler
kendi loş gerçeğimden süzülmüş
açık birer tuzaktı: Eriyip giderdim
ortasında efsanemin, azalırdı sende
zamanda tuttuğum kırık umut zarı.
Gömüldüğüm odayı benden önce
sayılar ve harfler kaplardı,
bir çığlıktı takılıp kalan göğüs kafesimde,
boğulur ve açılırdım fanusumda:
Bir sarsılma, bir tökezlenme anında
esrik gözümle dönüp vurduğum aynada
parçalanırdık birden: Sen ve ben ve
dayanılmaz çoğalışımız.
Aykırı tohum! Öd noktasında elden
çıkmış kaza duyarlığı! Herşey nasıl
barok, nasıl kırılgan herşey:
Bir an boyu kafamda dağlanan ses
çeşitliyorsa sonsuz bir uyumu
alçalıyor gün, alçalıyor su
ve omuriliğimde kıvranan keman,
yerlebir sürüyor yerlebir süren:
İbrahim'le İshak arası geriliyorum
elimle diktiğim çarmıha.
THE SECRET LIFE OF PLANTS
Alaca akşamı kateden gözüm:
Yaprağın kıyısına çöküyor siyah,
duman: Dalgın kıvrım, havanın
sıkışan gövdesinde donup kalıyor.
Kuş kulesi: Tıpkı şiirim gibi:
Anlamını anlamından doğursana!
MEHMET HAMDİ İÇİN TIRTIL NİNNİSİ
Süte ve geceye tutsak
aç uykusuz koyunu karanlığın:
Gemiler dalmış gidiyor açığa,
Tarancı ki karamsar bir dede
ilk atışta vuruyor imgeyi: Bir
sebep değil, belki neticedir gece.
Mehmet Hamdi: Oturmuş iri
badem gözüne uyku, sallanıyor
saatin iskemlesinde! iki kez
söylesem mavi tırtıl bir ninniyi,
söyle, artar mı ipek düşüne
kana kana kanamadığın özsudan
bir damla küpe?
Süte ve geceye tutsak
atılgan çocuk, kırılmaz
bir inadın tartısında dur da
nasilsa çözül: Uyusun sultan
annen, uyusun ki al götür
şu kalemi ceylân Yusuf'a:
Başlasın dondurduğun yerden
buzul sözüne gergin kanadın.