GİDELİM
uzaklara gidelim, yağmurun çanlarına
ışığına gölgeler kralının, suyun çıplaklığına
yürüsün yol, uysal ve inatçı bir yoldaş
yanımız sıra, çoğalan arzusuna patikaların
ay tozu yamaçlara, kanın çığlıklarına
dursun zaman, biz gidelim, çağrılı bir konuk gibi
gidelim göğün suretini çizen denize, kımıldayan
taşların şarkılarına, yeraltı madenine kardeş
dağların, sözün tapınağına, soluksuz yankısına
yalnızlıkların, altın bir muştu gibi soluk soluğa
çocuk yüzlü sabaha, delikanlı günün saydamlığına
bekleyen rüzgârına çöl yıllarının, kurumuş
dalların içindeki yaprağa, kızıl bir nar olup
çatlasın güneş, biz gidelim üzüm buğularına, kum
aksın, söz yürüsün haritaların yıldız kavşaklarına
sessizliğin ardına, yalanların ürkünç avuntuların
uğramadığı orman yalınlığına morötesi sözcüklerle
sokakların kıvılcımına, okşayan yalımına otların
ateşin ve külün barıştığı toprağa, içimize gidelim
çıngırak seslerine bilge hayatın, sevincin atlasına
ufkun yatağına sersin gökyüzü, dans ederek kanın
mağarasında dönsün mavi bir buğu gibi dünya, biz
oraya gidelim, elma kokularına, ne varsa yitirilmiş
çağırsın aşk, adımızı güzelliğe sora sora gidelim
saf mücevher günlerine, mor sümbül gecelerine
unutulmuş saflığın izlerini süre süre gidelim
çamurun ruhundaki acıyla yakıp meşaleleri, biz
nereye gidelim? o geniş deltasına yüreğin, ömrün
köpüklerinde açan o yakut güle...hadi gidelim
SUDUR, YÜRÜR
ebruli bir nehre akar
güneş akşamları mahzun ülkemde
dağlara kıpkızıl ateşler yakar
gün sırtlanır heybesini
açar bohçasını gece gölgeliklerde
kurşun değmiş alıcı kuştur akşam
kanatları kızıl güne boyanır
ay çelik sustalıdır çıkar kınından
karanlığın boğazına dayanır
yaslar başını dağlar ayın eteklerine
kuşanır karanlık silahlarını
siner gölge, dal eğilir, taş susar
eşkin taydır, açar rüzgarlara kanatlarını
umuttur o, gecenin döşünde yıldızlar yakar
uykuya düş düşürür sevda alazlanır yelelerinde
gece baskına çıkar esrimiş kentlerimde
siner sokak, lamba söner, kapılar
örtünür korkularını
sudur yürür, uçurumlar sesidir gecenin ensesinde
yürür türkülüyerek uzun kış çağlarını
kıvılcımlar götürür en dipsiz denizlere
güneş akşamları yurdumun dağlarından
ebruli bir nehre salar ışıklarını
uyur kuş, uyur kuzu, fısıltılar çekilir kavaklardan
sudur yürür, can uyumaz bilenir
karanlığın bağrında
bilenir al şafağın doğuşuna kan revan