514. MEKTUP

 

          Canım, karım, sırdaşım Ayten. Dışarda kuzey rüzgarları özgürlüğe kısrak gibi ılgıt, ılgıt koşarken, içerde zaman çemberleri inadına kağnı gibi ağır, ağır yürürken, Aşırı yalnızlığıma, koyu çaresizliğime yine yetiştin beş yüz on dördüncü mektubunla  yine sen. İnan mektubun  elime geçtiğinde bayramı alkışlayan  çocuklar kadar sevindim yoğun bir eziklik silindi yüre ğimden. Sevinmek, şenlenmek, neşelenmek güzel şeyler be Ayten. Hele bir de onüç yıldır hapisteysen.

          Oku bunu, mektubumu, oku Ayten. Bu bir mahkum yorumudur ta gönülden. Tel diken dört duvar arasında, zifiri sessizlik ortasında,hayatın  sürekli kavgasında, ve aşkın en derin yarasında,  acı dolu mevsimlerin iş
kence var hesabında.

          Hani zaten buraya düştüğün ilk günden başlayarak, alev, alev kav rulan  o keskin duygularını ufacık bir odanın hain ve sinsi gölgeleriyle zo runlu paylaşıyorsun. Hani zaten o katran rengi, soğuk ve rutubetli gecelerin delimtrak kalleşliğine boynun bükük öylece katlanıyorsun. Sonra bunlar yetmiyormuş gibi elinde tespih, ağzında cigara, bağrında ıssızlık maltada volta atan müebbet arkadaşlarının dalga, dalga büyüyen ayak seslerine içerliyorsun. Ve bu kısır döngüyle birlikte öyle bir kara koza çevreni ilmek, ilmek örmeye başlıyor ki; önceleri sessiz, sakin, dengeli, hassas bir insan dahi olsan; sonraları muştalı hırgürlere, taraklı küfürlere, ve demirli
pencerelere katıksız alışıyorsun. Hatta ezgisi ne kadar arabesk olursa olsun avazı çıktığı kadar bağırarak türkü söyleyen garip Osman'a bile hafifçe gülümsüyorsun

          Düşün, düşün ki bir de mektubun gelmemiş.İşte o vakit bacakların tutmuyor, hislerin üşüyor, bedenin uyuşuyor, yani bir mumun dibine akan köpük gibi yavaş, yavaş eriyip sönüyorsun. Yani Aytenim hapiste mektubun gelmeyince ranza komşum deli Recep gibi yaşayan bir ölü oluyorsun.

          Dinle beni, hikayemi, dinle Ayten. Bu bir mahkum gerçeğidir ta gö  nülden. Doğrunun kanıtı ne ola ki; insanın gerçeği bir yorumsa. İyilik kötü  lük ne ola ki; çıkmaza girilmiş bir durumsa. Bizim gibi insanların işkence var hesabın da. Neyse, sen bunları dert etme, kalbini ferah tut. Çünkü ben ayaktayım. Çünkü ben yaşıyorum. Çünkü sen bana tam onüç yıldır; yazdığın her mektupla; sabır taşının ruhu kadar dayanmanın iksirini, çifte su verilmiş çelik kadar direnmenin kuvvetini, mutluluğa kopan çığlık kadar geleceğin ümidini veriyorsun.

          Burada mektubuma son verirken, katlandığın sıkıntılar için alnından,
çektiğin çileler için yanaklarından, en önemlisi ise : sevgin için, sevdamız için gecenin ayazı sinmiş o karanfil uçuğu dudaklarından özlem, hasret ve tutkuyla öperim.

          Not : sen beni merak etme. Ben iyiyim. Parada göndermişsin eline sağlık. Ayten be çocukları çok özledim, bu görüş gününe onları da getir emi..! ha ! bir de unutmadan, arasıra gözü yaşlı ihtiyar anacığımı da ziyaret et, iyi haberler ver ona. Üzülmesin. Vesselam

                                                                                                              M.Halil PAZARLI